Dostluk!.. Dostluk!..
Rivayet edildiği üzere birgün Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem- hastalanmıştı. Bunu duyan peygamber âşığı Ebû Bekir -radıyallâhü anh-, derhâl mübârek hâl ve hatırlarını sormak için Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in ziyâretine koştu. Ancak o Âlemler Efendisi'ni rahatsız bir hâlde görünce dayanamadı ve eve döndüğünde teessüründen yatağa düştü.
Birkaç gün sonra sıhhate kavuşan Efendimiz -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, Ebû Bekir -radıyallâhü anh-'ın da hastalandığını işitti ve ziyâretine gitti. Hazret-i Ebû Bekir'e:
"-Rasûlullâh seni ziyârete geliyor!" dediler.
O peygamber âşığı hemen yatağından fırladı; büyük bir canlılık ve tarifsiz bir sürûr içinde kapıya koştu. Hastalığından kurtulmuştu. Âlemlerin Efendisi'ni kapıda karşıladı ve içeriye buyur etti. Onu böylesine sıhhat ve âfiyet içerisinde mesrûr olarak gören Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem- hayretle:
"-Yâ Ebâ Bekr! Senin hasta olduğunu söylemişlerdi." dedi.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'e aşk ve muhabbette herkesten daha ziyâde nasibdâr olan Ebû Bekir -radıyallâhü anh-, Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in ziyâretinden mest bir hâlde şu mukâbelede bulundu:
"-Yâ Rasûlallâh! Dostum hasta oldu; ona teessürümden ben de hasta oldum! O âfiyet buldu, ben de âfiyet buldum!.." Ebû Bekir -radıyallâhü anh-'ın bu ve benzeri dostluk ve muhabbet tezâhürleridir ki, onu, Kur'ân-ı Kerîm'de buyurulan «ikinin ikincisi» olma şerefine nâil eylemiştir. Onun için bütün mes'ele, Cenâb-ı Hakk'ın râzı olduğu ve bizleri istikâmetlendirdiği gönül alâkalarını en samîmî dostluk bağlarıyla kuvvetlendirmek ve böylece ilâhî aşkın neşvesinden nasib alabilmekdir. Zîrâ ancak böyle dostluklar, hakîkî mânâda muhabbet ve aşktan hisse alabilirler. |